27 Eylül 2008 Cumartesi

Mim-begumgum'un evde nefret ettigi durumlar


Kaç gündür sanal aleme giriş yapmadığım için,sevgili Flame beni mim'lemiş ama ben geç gördüm.

Konu : Evde nefret ettigim durumlar

Buyurun,bunlar : 
  • Eski gazetelerin sürekli birikerek kocaman salon sehpamda gayet fazla yer kaplaması.(sürekli biriktirip atmaya çalışıyorum ama hergün geldiği için yine birikiyorlar)
  • Etraftaki kocaman residence inşaatları yüzünden sürekli toz almak zorunda kalmak ve en çok da pek sevdiğim bilgisayarımın ekranının tozlanması.Onu silmek en zoru.
  • Evlenirken bir heyecan beyaz koltuklar ve beyaz halı almış bulunup,sürekli Mr.Bo birseyler dökmesin diye kendi kendimi yiyip bitirmek ama hep de kendim dökmek :)
  • Yatak odamızdaki kapalı balkona bu yaz hiç durmadan yanlışlık ve şaşkınlıkla girmiş bulunan minik kuşlar ve korkup balkonuma pislemeleri.(Bu yaz her gece uyanıp belli bir saatten sonra balkonun pencerelerini kapattık ki içeri girmesinler)
  • Alt komşumun inanılmaz yüksek sesle televizyon izlemesi! (gecen sezon boyunca izlemedigim halde yaprak dökümü dizisinde neler olup bittiğini anlayacak kadar duydum konuşmaları,alt komşunun tv'sinden)
Bu kadar galiba..Yazarken şöyle bir etrafa bakındım da;hava buzz gibi,dışarda yağmur var ve ben evimde mutluyum :)

Herkese şimdiden iyi bayramlaaar!

Fotoğraf bizim evin balkonundan çekildi begumgum tarafından.Bayram trafiği başladı!Aman dikkat,trafikte dikkatli olun nolur,emniyet kemerlerini takmayı unutmayın!



21 Eylül 2008 Pazar

sunday bloody sunday



Bugün hava yağmurlu,mutluyum ama henüz tam istediğim ve gereken kıvamda yağmadı.(bu ne demekse?!) Ben de size begumgum'un 1 gününden kesitler sunayım,buyurun buradan okuyun :
Cuma günü;

Sabah Mr.Bo'nun ofisine gittim Cihangir'e.Bana kahve yaptılar,oyalanacak birkaç iş konuştuk falan filan.Orada birsüre takıldıktan sonra hoop Tarabya'ya Nilgün'ün yanına gidiim bari dedim.Ama o öyle hoop diye olmadı tabii,Istanbul'da yaşadığımı ve Tarabya'nın  Taksim'e ne kadar uzak olduğunu unutmuşum!

                                                                                  
Öğlen normalde varmam gereken saatten yaklaşık 1 saat sonra vardım Tarabya'ya.Nilgün'le soya soslu salata ve tortellini eşliğinde muhabbet ettikten sonra (salataya meğerse soya sos ne kadar yakışıyormuş!) kahvelerimizi aldık ve Nilgün'ün pencere önü dedikodu&yaşam muhabbeti koltuklarına yerleştik. :) Evde buluşmak zorundaydık çünkü daha önceki bütün görüşmelerimizin bir cafede yaklaşık en az 5 saat sürdüğü düşünülecek olursa buna mecburduk,cafeden kovulmayı göze alamadık!


Öğleden sonra,akşam Özkan için yapacağımız buluşmayı organize etmek için lise arkadaşlarımdan gelen telefonlara cevap verip durdum ve organizatör olarak buluşmaya geç kalmamak için saat 5 buçukta Nilgün'den eve doğru yola çıktım.Tarabya'dan Beşiktaş'a giden dolmuşa bindim,Maslak'tan giden dolmuşa!(cümledeki 1 yanlışı buyurun siz bulun,ben çok geç farkettim) Meğerse Maslak trafiği dedikleri şey doğruymuş,az bile demişler!! Saat 7 buçuktu Gayrettepe'de indiğimde,neredeyse ağlamak üzereydim trafik yüzünden.Aaaa bu arada dolmuşta bulunan herkes,tabiiki,çalan telefonum yüzünden akşam için begumgum ne yapıyor,kiminle saat kaçta nerede buluşuluyor,gecenin anlam ve önemi nedir,hepsini öğrenmislerdi ben inene kadar.

Akşam eve koştura koştura girip,giyindikten sonra,Mr.Bo ile çıktık.Tekrar bir trafiğe maruz kalmamak için metroyu tercih ettik.Olay mahalline gittiğimiz zaman neredeyse herkes gelmişti.Liseden hatta ortaokuldan arkadaşım Özkan eğitim için Londra'ya yerleşmeye karar verdi ve cuma akşam partisi bunun içindi.Neyseki herşey süper gitti ve çok eğlendik.

Gece yarısı olduğunda beni çok iyi tanıyan arkadaşlarımı bile şaşırtarak 1 buçuğa kadar oturdum onlarla!(begumgum uykuyu çok sever,pek öyle geceyarılarına kadar uyanık kalamaz)
2 mekan değiştirdik ve çok eğlendik!Ben bütün gece fotoğraf çektim,resmen şipşak fotocu gibiydim.Herkes sesleniyordu "begumgum bizi de çeksenee!" "begumgum beni şu barın önünde çeksenee" Fırsat bulur bulmaz en sevdiğim şeylerden birini yaptım ve renklerin birbirine girdiği bulanık gece fotoğraflarımı çektim.Yaşasın flaşsız çekme özgürlüğü!



Gecenin sonunda eve döndüğümüzde,sesim maalesef sigara dumanından kısılmıştı,ayaklarım süslü ayakkabılarımın içinden çıktıkları için sevinç nağraları atıyorlar ama bana küsmüşlerdi ve ben de kendim için birtek asansörde bu fotoyu çekmiş bulundum.

Özkan,hayallerinin peşinden gittiğin için başarılı olacaksın eminim!

15 Eylül 2008 Pazartesi

Mr. and Mrs.Bo

Elimden tut yoksa düşeceğim,
Yoksa bir bir yıldızlar düşecek.
Akşamsa Eylülse ıslanmışsam,
Elimden tut yoksa düşeceğim,yağmur beni götürecek yoksa beni...

2 yıl önce,bir eylül akşamında,yıldızların altında hayatımın en güzel gecesini yaşadım ve Mrs.Bo oldum.

Hep tut ellerimden,hep yanyana olalım.Mr.Bo iyi ki varsın...

09 Eylül 2008 Salı

bıdıklar,kahve ve dünya halleri üzerine şekerleme


Sıcaklarla başım dertte.

Bugün iftara misafirim var ve evde de temizlik var.Öncelikle çorbayı sabahtan yaptım,tamam o hazır.Zeytinyağlı yemeğim için havuç
 lazım ve tabii ki herşeyi dün almama rağmen,havuç almayı unutmuşum!Ee bu durumda ne yapılacak?begumgum çıkıp,havuç alıp gelecek!

Yaz geleneği olarak giyebileceğim en ince kıyafet kombinasyonumu(etek+uçuş uçuş bir gömlek+parmak arası terlikler) giyip çıktım sokağa.Buyurun size saat 12:15 itibariyle sokak gözlemlerinden birkaçı :
  • Okullarda cocuklar ciddi bir çılgınlık içinde,resmen sürekli bağırıyorlar.Yazık bu sıcakta olacağı bu,veletler bunalmış belli ki.Ama anladım ki,okulun hemen yanıbaşında ev tutmamak lazım,hele de okul bahçesine bakıyorsa çünkü gercekten çok bağırıyorlar :) Bizim sitenin karşısındaki site sakinlerine sabır diliyorum.(bu arada yanlış anlaşılmasın çocuklara bayılırım ama bu bahsettigim gürültü öyle böyle diil)
  • Öğle tatiline çıkan çalışanların yüz ifadelerini çekecegim bir fotoğraf projesi yapmak istiyorum;o kadar mutlular ki.Gerçi 2'ye ayrılıyorlar : 1-erkekler ve 2-kadınlar :) (çok şaşırtıcı di mi?1-erkekler mutlu çünkü isyerinde en sevdikleri arkadaşları yanlarında ve geyik yaparak karınlarını doyuracakları yere dogru ilerliyorlar ve herşey aslında bundan ibaret onlar için!Life is simple! 2-kadınlar mutlu gibi görünseler de gerginler çünkü yanlarında işyerinden arkadaşları var ama dışarda birsürü diğer işyerlerinden çalışanlar var ve herkes birbirini süzüyor!(Sadece 2.gruptakiler tabii ki,erkeklerin birbini süzmeleri ender rastlanan birsey) :) O yüzden de yenilecek yemek ve yapılacak geyikten çok,bu süzülmeler önemli.Hayat 2.gruptakiler için gördüğünüz gibi çook daha karmaşık! **tabii ki bu bahsettigim genelleme yapılmış hali ve herkesi kapsamaz.Ama begumgum'a göre kadın olmak = karmaşık olmak!hayat çoook zor :)
  • Öğle yemeği dediğin lokantalarda yenir,öyle dimi?Starbucks açıldı açılalı dünya değişti şekerim!Banka işim sonrası uğradığım Starbucks tam anlamıyla ana baba günüydü.Herkes oraya gelmiş yemeğe!"Ama begumgum senin ne işin vardı o zaman" derseniz,size de hak veririm.Ben de buzlu latte ve atıştıracak birşeyler için girmiştim.Naapim,seviyorum ben starbucksları.Oturup kimse benimle ilgilenmeden (herkes kendi halinde) rahat rahat hayal kurabiliyorum ve çaktırmadan yan masaları dinleyebiliyorum eger şanslıysam :) 
  • Bizim burdaki carrefour'dan çok şikayetçiyim ben.Ne kasiyerlerinden,ne reyon görevlilerinden (ki reyon görevlisi yok!) ne de hiçbir çalışanından memnun diilim.Ama farkettim ki öglen saat 1 gibi giderseniz sebze reyonunda güzel ve taze sebze bulunabiliyormuş ve kasiyerler de boş oldukları için daha hızlı servis verebiliyorlarmış.Yani bundan çıkarılan ders : bazı şeyleri değerlendirirken birkaç etkeni gözönünde bulundurarak değerlendirmek lazım..Begumgum önyargılı olmaktan vazgeçmeli!
Öyle işte...

Hava bugün çok sıcak,dimi?


03 Eylül 2008 Çarşamba

Kütahya- İspartalılar Konağı


Burası şahane bir mekan,abartmıyorum.

Birkere,kocaman kapıda
n içeri girer girmez tam
 bir konak avlusuyla karşılaşıyorsunuz.Resepsiyon orada,sonra dümdüz gidince koca bahçe sizi karşılıyor ve orada otelin (burası Dumlupınar üniversitesine bağlı bir butik otel) restaurantı var,çok sakin ve huzurlu...

Biz sadece yemek için gittik bu sefer ama bir dahaki sefere kesinlikle 1 gece bile olsa kalmayı planlıyoruz.

Konağın ilk sahiplerinin fotoğrafları merdivende asılı.

Merdivenlerle üst katlara çıkılıyor,odalar var ama çok değil,birkaç tane.Asıl sürpriz sizi odalarda bekliyor : odaya girince ne banyo ne de tuvalet göremiyorsunuz çünkü eski,antika dolapların içine gizlenmişler!
Mimarın zevkine hayran kaldık,gerçekten çok estetik.

En üst katta kış için büyükçe bir restaurant 
daha var,düğün yapmamış olsam ve Kütahya'da evlenecek olsam kesinlikle bu konakta düğün isterdim,çok ihtişamlı ve romantik bence.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim,müdürün odasını çok kıskandım,konağın en güzel odalarından biri!

Ve son olarak,en önemli şey : bize konağı bıkmadan usanmadan birkaç kez gezdiren,neredeyse bir turist rehberi kadar bilgili otel görevlisi Mevlüt Baştuğ'a da ayrıca çok tesekkür ediyorum,hem misafirperverliği hem de yukardaki fotoğrafta bana poz verdiği için.

Kütahya-yemek turu ve Germiyan Konağı



Pek sevgili kardeşim Mr.U Kütahya'da askerlik yaptığı icin,annemler ve Mr.Bo ile Kütahya'ya gittik gecenlerde.(uzun suredir yazmadigimdan utandığım için geçenlerde diyerek geçiştiriyorum,idare edin)

Özetlemek gerekirse,ilk kez kışın buzz gibi soğuğunda gittigimizden sehri pek gorememistik çünkü çok soğuktu ve hava resmen pusluydu.Simdi hava açık oldugundan,iyice gezdik,dolandık ve Kütahya'nin gayet ilgi cekici ve güzel bir sehir oldugunu gördük.

Bahsetmek istedigim birkaç şey var.Buyurun,asagıda görelim :
  • Ne yesek ne yesek diye dolanirken,begumgum'un yeni yemekler kesfetme merakı bos durmadi ve internetten buldugumuz Germiyan Konağı'na gittik.
  • Sahibi bizim memleketten çıktı ve cok yardımcı oldu,saolsun.Eşi de megerse cok meshur bir el sanatları sanatçısıymıs!(sanatları sanatçısı saçma oldu ama neyse)Işte bu da Cemile Gül'ün web sitesi.Hepsi şahaneydi ama biz birsey almadan çıkmayı basarabildik,anneme ragmen! Birgün Kütahya'ya giderseniz mutlaka ugrayin bence,sırf el emegi kıyafetler icin bile deger.
  • Germiyan Konağında Kütahya'nin meşhur yemegi cimcik ve tirit yedik.Cimcik bildiginiz yogurtlu makarna aslinda ama makarna degil de mantının hamurunu kullaniyorlar.Tirit ise süper ama çok ağır,en azindan yazın!Tereyağlı yufkaların üstüne tavuk koyuyorlar ve üstüne de tavuk suyu,mmmm.Ama kışın daha iyi,eminim!
  • Bu arada konak sahibi bize bir dondurmacı önerdi ve Türkiye'nin en iyi dondurmacısı oldugunu söyledi.Denedik ve gercekten de bugüne kadar yediğimiz en en en güzel ve doğal dondurmayı yaptıklarına karar verdik.Ç ok başarılı,mutlaka denenmeli..Hatta keske simdi olsa da yesem :) İsim : Penguen pastanesi ve hemen vazonun karşısında.
  • Ertesi gün çok daha şahane bir konak kesfettik ama o kesinlikle baslıbasına bir yazı olmalı.

back to life...

Ben uzun süredir yazmıyordum,cok farkeden olmus,herkese tesekkurler.

Bu yazı artık herseyin normale döndüğünün belgesidir,umarım!

Begumgum yeniden blog hayatına geri dönüyor ve balkondan bildirmeye devam ediyor.

Yeni maceralarda görüşmek üzere...