29 Eylül 2009 Salı

Bir öyle bir böyle




Çok yoruldum dünden beri..Şikayetçi diilim ama bir yandan iş yapıp,bir yandan da yapmak istediğim başka şeylere yeterince odaklanamıyorum.
Kısacası aklım dağınık..Yolda yürürken birilerinin yüzüne bakakalıp,uzun uzun başka şeyler düsünüyorum..Bu herzaman hoş sonuçlar vermiyor tabii!Zaman zaman yanlış anlaşılabiliyorum ;)
Yazacak birsürü şeyim var ama hala toparlanıp bir defter almadıgım icin onları yazamıyorum!
Gidecek sergiler var,hala internetten adreslerine bakmadığım için gidemiyorum.
Aranıp,buluşulacak arkadaşlar var,üşenip aramıyorum.Buluşamıyorum.
Alınması gereken kitaplar var,hala liste yapmadığım için unutup duruyorum!
Hatta o kadar ki,bu listeyi yazarken bile şuanda dalgınlaşıyorum ve listenin kalanını unutuyorum :)
Akıl toparlayacak bişeyler varsa bildiginiz lütfen söyleyin.
Biri beni şöyle bir silkeleyebilir mi? :)








24 Eylül 2009 Perşembe

Bazen

Bazen aklım karışıyor..

Mesela şuanda aslında çok önemli bir işle uğraşıyorum ofiste ve dikkat vermem çok önemli.

Fakat biranda aklıma birşey takılıyor;az önce yaptığım telefon konuşmasındaki ufak bir detay.

Sonra pat...Biranda herşey duruyor...Beynim başka komut almadan,sürekli bana bunu hatırlatıyor...

Ve en kötüsü,ben karar veremiyorum.

Ağır hasarlı dönemlerden geçtikten sonraki en kötü etki bu galiba..Akıl karışması ve emin olamamak..

Nasıl,sizin de aklınızı karıstırdım dimi? :)

Begumgum ve kırmızı ve yeşil ve mavi...


Merhabaaa,


Özlemişim yazmayı..


Sanal aleme yazmayı diyelim çünkü uzun süredir uzun yazılar yazdığım minik ve siyah bir defterim var;neyse ki bitmek üzere!O olmasa zor geçerdi bu zamanlar ama yine de bitsin biran önce ve ben artık yeni bir deftere geceyim. ;)


Bayramda annemler Mersin'den geldiği için İstanbul'daydım.Gezip tozdum tabiiki.İşte o günlerden birinden,çok keyif aldığım fotoğraf yürüyüşünden,bir begumgum...
***Fotoğrafı kimin çekip editlediği,kişinin tavrına bağlı olarak daha sonra belki deşifre edilecektir :)

17 Eylül 2009 Perşembe

Azzz sonra


Evet yine geri dönüş planları yapmaktayım :)


Format biraz değişecek,fotoğraflar belki biraz değişecek ama sonuçta begumgum da biraz değişti,dimi? :)


Herkese benden selam...
Begumgum azz sonra sizlerle :)


25 Mart 2009 Çarşamba

Kaç ay oldu,ben bile bilmiyorum...


Aslında gerçekten de her kötü şeyin arkasında iyi birşey yatıyor galiba.O kadar şey oldu ama ben şimdi kendimi çok daha kendim gibi hissediyorum.En azından kendimi tanımaya başlıyorum ve artık galiba yalnızlıktan eskisi kadar korkmuyorum.


Bir de,garip olan bir kısım var;ben acılarımdan bile keyif alabilmeye başlıyorum.Bu normal mi sizce?Yani keyif almak derken,"ooh şahane,ne güzel üzüldüm ama" gibi diil tabii :) Sadece acıları yaşasan da,hala yaşıyor olmanın verdiği garip teselli ödülü belki de.


Pişman olmama ruh hali de var..O tamamen ayrı bir muamma..Yaşanan onca üzüntüye rağmen ve bunları belki de yaptığın tek bir hata yüzünden yaşadıysan eğer,yine de kendini pişman hissetmemek nasıl bir duygu?Bence,kendini koruma iç güdüsü..Aslında afedersiniz,eşek gibi biliyorum hata yaptığımı ama hala kendimi hatalı hissetmemek için,"aaa evet çok üzüldüm ama asla pişman diilim" moduna giriyorum.olabilir mi?


Yani sonuçta,bazen ağlamak bile keyifli;ağlayabilmek.O kadar uzun süredir ağlayamıyorum ki.


Bu da böyle bir begumgum'un kendi kendiyle konusmasi oldu..Demiştim size olacağını :)


Daha çook konuşurum ben böyle..Kendimle konuşmam gereken çok şey var.

24 Mart 2009 Salı

Grip mi oldum?


Alerji sandım önce;bahar alerjisi ama ı-ıh diil!


Basbayağı hasta oldum.Hapşırıyorum,bogazım acıyor :(


Bi de işin komik kısmı,bu öyle bir grip ki,nasıl oluyosa insanı duygusallaştırıyor.Öyle aval aval ekrana bakıyorum;bi yandan da biri dokunsa aglicam sanki.Alla allaaa noluyor bana?!


Portakal suyu da içtim halbuki..Eve gidip yatamam da,çok önemli işlerim var ofiste.Gelecek sezon ilkbahar koleksiyon çalışmalarına başlanacak.Off off
Neyse,en iyisi biraz daha ekrana bakiim ben.


17 Mart 2009 Salı

bu hafta begümgüm


Bir stres halidir gidiyor.


İşler hem yoğun,hem durgun.


Ofis hem sakin,hem çılgın.


Begümgüm hem gergin,hem tembel..


Nolucak bu haller bilmiyorum.Tekstil krizden cok etkilenmis durumda;giderek daha çok hissediyoruz.Hergün ayrı bir sevimsiz haber aliyoruz.Bugünlerde yapılacak en iyi şey,cikolata yemek galiba.


nihahahaa,buraya baglayacagımı tahmin etmiyodunuz dimiii? :D


begümgüm bu,başka ne beklenir ki!

12 Mart 2009 Perşembe

Ben nerdeydim?


Çok şey oldu...


Yazsam mı yazmasam mı,kalsam mı kalmasam mı diye çok düşündüm.


Sonra bu sabah birden "nolucak yahu,yazıver gitsin" dedim.


Önemli olan şimdi..Şimdi herşey yoluna girmeye başladı.Şimdi begümgüm yine eski begümgüm..


Merhaba o zaman!Bu bloga yeni bir şekil verene kadar böyle idare edicez...


Bundan sonra begümgüm biraz kendi kendine konuşacak,uyarmadı demeyin!

16 Ekim 2008 Perşembe

updating...


Görüşmeleri yaptım ve sonunda sanırım büyük bir çocuk markasına çalışmaya karar verdim.

Büyük diyorum çünkü hakikaten büyükler!Benim bugüne kadar çalıştığım en büyük firmada yaklaşık 250 kişi çalışıyordu ama orada da sadece 3 ay çalışmıştım.Sonraki ofislerin hepsi 20 kişi gibiydi ve en son ayrıldığım ofiste sadece 6 kişiydik,patron dahil!Bu firmadaysa sadece genel merkezde 650 kişi çalışıyormuş! (Brrrrr,tırs tırs...)

Küçük ofisler hiç de sanıldığı gibi (en azından ben öyle sanıyodum!) huzurlu,sevgi pıtırcıkları şeklinde çalışılan yerler diil;onu ögrendim.

Aa durun eski ofisimden öğrendiğim iş hayatı derslerinin bazılarını yaziim :

*Herkes sana kanka muhabbeti yapabilir ama ı-ıh,asla diillerdir!Sakın kanma bu sefer begumgum (ben kendimi biliyorum,yine yine yine kendime yakın gördüğüm,bana gülümseyen ilk kişiyle hemen arkadaş olucam!)

*Öğle yemeği denilen kavramı unutursun,sadece 15 dk'da dışardan söylediğin yemeğini yer ve hemen masana döner,oturursun.Hiç ara vermediğin için de,beynin haftasonuna doğru (benim çarşamba akşamları olurdu) daralmaya başlar,ifadesizleşirsin.

*Küçücük ofiste dönen kim kimin için kime ne demiş muhabbetlerine inanamazsın!(büyük firmada da benzerleri olucak eminim ama en azından hepsini duyamam,dimi?)

Güzel şeyler de oluyor canım,

*Mesela bissürü fazla güzel kıyafet ama azıcık insan olduğu için bütün arkadaşların daha piyasaya bile çıkmamış kıyafetleri giyebilir.

*Öğleden sonra kafayı tırlatıp daraldığın anlarda birinden gelen "hadi pelit'ten kalpli brownie söyleyelim" önerisine atlar,sürekli yersin!

*Doğumgünlerinde sana mutlaka hediye alırlar (11 gün sonra doğumgünüm ama yeni isyerimde henüz kimseyle doğumgünümü kutlayacakları kadar samimi olamam sanırım,dimi?) 

Öyle işte...Şimdilik durum bu..Birazdan çıkıp muhtara gidicem,ikamet filan almaya.Sonra Taksim'e gidip Verem röntgenimi alıcam (isyeri sağlık raporu istedi) ve Sıraselviler Sağlık Ocağına gittikten sonra Mr.Bo ile ev bakmaya gidicez.Eveeeeet bu da yeni bomba haber,begumgum taşınıyoorrr!Yine buralarda belki,belki de biraz uzaklarda,bakalım :)

Bende anlatacak şey çok yani anlicağınız.

Bekleyin,geliyorum...
 

13 Ekim 2008 Pazartesi

Begumgum neler yapıyor?


Işe girmeye hazırlanıyor!!

Evet yanlış duymadınız,uzuuun süren bir balkon sefasından sonra begumgum artık iş hayatına dönmeye hazırlanıyor.

Gelen birkaç teklif var ve henüz hangisini seçeceğime karar vermedim.Böyle söyleyince çok havalı ve ukala görünebilir ama valla diil,gerçekten de birkaç tekliften en iyisini seçmeye çalışıyorum.

Yarın ki son toplantıdan sonra seçenekleri daraltıp son kararı vermeyi umuyorum :)

Size gelişmeleri yakından bildiricem..

**Bu blogumu aksatacağım anlamına gelmicek,hatta iş hayatının hareketliliği sayesinde anlatacak çook daha fazla şeyim olacak.


27 Eylül 2008 Cumartesi

Mim-begumgum'un evde nefret ettigi durumlar


Kaç gündür sanal aleme giriş yapmadığım için,sevgili Flame beni mim'lemiş ama ben geç gördüm.

Konu : Evde nefret ettigim durumlar

Buyurun,bunlar : 
  • Eski gazetelerin sürekli birikerek kocaman salon sehpamda gayet fazla yer kaplaması.(sürekli biriktirip atmaya çalışıyorum ama hergün geldiği için yine birikiyorlar)
  • Etraftaki kocaman residence inşaatları yüzünden sürekli toz almak zorunda kalmak ve en çok da pek sevdiğim bilgisayarımın ekranının tozlanması.Onu silmek en zoru.
  • Evlenirken bir heyecan beyaz koltuklar ve beyaz halı almış bulunup,sürekli Mr.Bo birseyler dökmesin diye kendi kendimi yiyip bitirmek ama hep de kendim dökmek :)
  • Yatak odamızdaki kapalı balkona bu yaz hiç durmadan yanlışlık ve şaşkınlıkla girmiş bulunan minik kuşlar ve korkup balkonuma pislemeleri.(Bu yaz her gece uyanıp belli bir saatten sonra balkonun pencerelerini kapattık ki içeri girmesinler)
  • Alt komşumun inanılmaz yüksek sesle televizyon izlemesi! (gecen sezon boyunca izlemedigim halde yaprak dökümü dizisinde neler olup bittiğini anlayacak kadar duydum konuşmaları,alt komşunun tv'sinden)
Bu kadar galiba..Yazarken şöyle bir etrafa bakındım da;hava buzz gibi,dışarda yağmur var ve ben evimde mutluyum :)

Herkese şimdiden iyi bayramlaaar!

Fotoğraf bizim evin balkonundan çekildi begumgum tarafından.Bayram trafiği başladı!Aman dikkat,trafikte dikkatli olun nolur,emniyet kemerlerini takmayı unutmayın!



21 Eylül 2008 Pazar

sunday bloody sunday



Bugün hava yağmurlu,mutluyum ama henüz tam istediğim ve gereken kıvamda yağmadı.(bu ne demekse?!) Ben de size begumgum'un 1 gününden kesitler sunayım,buyurun buradan okuyun :
Cuma günü;

Sabah Mr.Bo'nun ofisine gittim Cihangir'e.Bana kahve yaptılar,oyalanacak birkaç iş konuştuk falan filan.Orada birsüre takıldıktan sonra hoop Tarabya'ya Nilgün'ün yanına gidiim bari dedim.Ama o öyle hoop diye olmadı tabii,Istanbul'da yaşadığımı ve Tarabya'nın  Taksim'e ne kadar uzak olduğunu unutmuşum!

                                                                                  
Öğlen normalde varmam gereken saatten yaklaşık 1 saat sonra vardım Tarabya'ya.Nilgün'le soya soslu salata ve tortellini eşliğinde muhabbet ettikten sonra (salataya meğerse soya sos ne kadar yakışıyormuş!) kahvelerimizi aldık ve Nilgün'ün pencere önü dedikodu&yaşam muhabbeti koltuklarına yerleştik. :) Evde buluşmak zorundaydık çünkü daha önceki bütün görüşmelerimizin bir cafede yaklaşık en az 5 saat sürdüğü düşünülecek olursa buna mecburduk,cafeden kovulmayı göze alamadık!


Öğleden sonra,akşam Özkan için yapacağımız buluşmayı organize etmek için lise arkadaşlarımdan gelen telefonlara cevap verip durdum ve organizatör olarak buluşmaya geç kalmamak için saat 5 buçukta Nilgün'den eve doğru yola çıktım.Tarabya'dan Beşiktaş'a giden dolmuşa bindim,Maslak'tan giden dolmuşa!(cümledeki 1 yanlışı buyurun siz bulun,ben çok geç farkettim) Meğerse Maslak trafiği dedikleri şey doğruymuş,az bile demişler!! Saat 7 buçuktu Gayrettepe'de indiğimde,neredeyse ağlamak üzereydim trafik yüzünden.Aaaa bu arada dolmuşta bulunan herkes,tabiiki,çalan telefonum yüzünden akşam için begumgum ne yapıyor,kiminle saat kaçta nerede buluşuluyor,gecenin anlam ve önemi nedir,hepsini öğrenmislerdi ben inene kadar.

Akşam eve koştura koştura girip,giyindikten sonra,Mr.Bo ile çıktık.Tekrar bir trafiğe maruz kalmamak için metroyu tercih ettik.Olay mahalline gittiğimiz zaman neredeyse herkes gelmişti.Liseden hatta ortaokuldan arkadaşım Özkan eğitim için Londra'ya yerleşmeye karar verdi ve cuma akşam partisi bunun içindi.Neyseki herşey süper gitti ve çok eğlendik.

Gece yarısı olduğunda beni çok iyi tanıyan arkadaşlarımı bile şaşırtarak 1 buçuğa kadar oturdum onlarla!(begumgum uykuyu çok sever,pek öyle geceyarılarına kadar uyanık kalamaz)
2 mekan değiştirdik ve çok eğlendik!Ben bütün gece fotoğraf çektim,resmen şipşak fotocu gibiydim.Herkes sesleniyordu "begumgum bizi de çeksenee!" "begumgum beni şu barın önünde çeksenee" Fırsat bulur bulmaz en sevdiğim şeylerden birini yaptım ve renklerin birbirine girdiği bulanık gece fotoğraflarımı çektim.Yaşasın flaşsız çekme özgürlüğü!



Gecenin sonunda eve döndüğümüzde,sesim maalesef sigara dumanından kısılmıştı,ayaklarım süslü ayakkabılarımın içinden çıktıkları için sevinç nağraları atıyorlar ama bana küsmüşlerdi ve ben de kendim için birtek asansörde bu fotoyu çekmiş bulundum.

Özkan,hayallerinin peşinden gittiğin için başarılı olacaksın eminim!

15 Eylül 2008 Pazartesi

Mr. and Mrs.Bo

Elimden tut yoksa düşeceğim,
Yoksa bir bir yıldızlar düşecek.
Akşamsa Eylülse ıslanmışsam,
Elimden tut yoksa düşeceğim,yağmur beni götürecek yoksa beni...

2 yıl önce,bir eylül akşamında,yıldızların altında hayatımın en güzel gecesini yaşadım ve Mrs.Bo oldum.

Hep tut ellerimden,hep yanyana olalım.Mr.Bo iyi ki varsın...

09 Eylül 2008 Salı

bıdıklar,kahve ve dünya halleri üzerine şekerleme


Sıcaklarla başım dertte.

Bugün iftara misafirim var ve evde de temizlik var.Öncelikle çorbayı sabahtan yaptım,tamam o hazır.Zeytinyağlı yemeğim için havuç
 lazım ve tabii ki herşeyi dün almama rağmen,havuç almayı unutmuşum!Ee bu durumda ne yapılacak?begumgum çıkıp,havuç alıp gelecek!

Yaz geleneği olarak giyebileceğim en ince kıyafet kombinasyonumu(etek+uçuş uçuş bir gömlek+parmak arası terlikler) giyip çıktım sokağa.Buyurun size saat 12:15 itibariyle sokak gözlemlerinden birkaçı :
  • Okullarda cocuklar ciddi bir çılgınlık içinde,resmen sürekli bağırıyorlar.Yazık bu sıcakta olacağı bu,veletler bunalmış belli ki.Ama anladım ki,okulun hemen yanıbaşında ev tutmamak lazım,hele de okul bahçesine bakıyorsa çünkü gercekten çok bağırıyorlar :) Bizim sitenin karşısındaki site sakinlerine sabır diliyorum.(bu arada yanlış anlaşılmasın çocuklara bayılırım ama bu bahsettigim gürültü öyle böyle diil)
  • Öğle tatiline çıkan çalışanların yüz ifadelerini çekecegim bir fotoğraf projesi yapmak istiyorum;o kadar mutlular ki.Gerçi 2'ye ayrılıyorlar : 1-erkekler ve 2-kadınlar :) (çok şaşırtıcı di mi?1-erkekler mutlu çünkü isyerinde en sevdikleri arkadaşları yanlarında ve geyik yaparak karınlarını doyuracakları yere dogru ilerliyorlar ve herşey aslında bundan ibaret onlar için!Life is simple! 2-kadınlar mutlu gibi görünseler de gerginler çünkü yanlarında işyerinden arkadaşları var ama dışarda birsürü diğer işyerlerinden çalışanlar var ve herkes birbirini süzüyor!(Sadece 2.gruptakiler tabii ki,erkeklerin birbini süzmeleri ender rastlanan birsey) :) O yüzden de yenilecek yemek ve yapılacak geyikten çok,bu süzülmeler önemli.Hayat 2.gruptakiler için gördüğünüz gibi çook daha karmaşık! **tabii ki bu bahsettigim genelleme yapılmış hali ve herkesi kapsamaz.Ama begumgum'a göre kadın olmak = karmaşık olmak!hayat çoook zor :)
  • Öğle yemeği dediğin lokantalarda yenir,öyle dimi?Starbucks açıldı açılalı dünya değişti şekerim!Banka işim sonrası uğradığım Starbucks tam anlamıyla ana baba günüydü.Herkes oraya gelmiş yemeğe!"Ama begumgum senin ne işin vardı o zaman" derseniz,size de hak veririm.Ben de buzlu latte ve atıştıracak birşeyler için girmiştim.Naapim,seviyorum ben starbucksları.Oturup kimse benimle ilgilenmeden (herkes kendi halinde) rahat rahat hayal kurabiliyorum ve çaktırmadan yan masaları dinleyebiliyorum eger şanslıysam :) 
  • Bizim burdaki carrefour'dan çok şikayetçiyim ben.Ne kasiyerlerinden,ne reyon görevlilerinden (ki reyon görevlisi yok!) ne de hiçbir çalışanından memnun diilim.Ama farkettim ki öglen saat 1 gibi giderseniz sebze reyonunda güzel ve taze sebze bulunabiliyormuş ve kasiyerler de boş oldukları için daha hızlı servis verebiliyorlarmış.Yani bundan çıkarılan ders : bazı şeyleri değerlendirirken birkaç etkeni gözönünde bulundurarak değerlendirmek lazım..Begumgum önyargılı olmaktan vazgeçmeli!
Öyle işte...

Hava bugün çok sıcak,dimi?


03 Eylül 2008 Çarşamba

Kütahya- İspartalılar Konağı


Burası şahane bir mekan,abartmıyorum.

Birkere,kocaman kapıda
n içeri girer girmez tam
 bir konak avlusuyla karşılaşıyorsunuz.Resepsiyon orada,sonra dümdüz gidince koca bahçe sizi karşılıyor ve orada otelin (burası Dumlupınar üniversitesine bağlı bir butik otel) restaurantı var,çok sakin ve huzurlu...

Biz sadece yemek için gittik bu sefer ama bir dahaki sefere kesinlikle 1 gece bile olsa kalmayı planlıyoruz.

Konağın ilk sahiplerinin fotoğrafları merdivende asılı.

Merdivenlerle üst katlara çıkılıyor,odalar var ama çok değil,birkaç tane.Asıl sürpriz sizi odalarda bekliyor : odaya girince ne banyo ne de tuvalet göremiyorsunuz çünkü eski,antika dolapların içine gizlenmişler!
Mimarın zevkine hayran kaldık,gerçekten çok estetik.

En üst katta kış için büyükçe bir restaurant 
daha var,düğün yapmamış olsam ve Kütahya'da evlenecek olsam kesinlikle bu konakta düğün isterdim,çok ihtişamlı ve romantik bence.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim,müdürün odasını çok kıskandım,konağın en güzel odalarından biri!

Ve son olarak,en önemli şey : bize konağı bıkmadan usanmadan birkaç kez gezdiren,neredeyse bir turist rehberi kadar bilgili otel görevlisi Mevlüt Baştuğ'a da ayrıca çok tesekkür ediyorum,hem misafirperverliği hem de yukardaki fotoğrafta bana poz verdiği için.

Kütahya-yemek turu ve Germiyan Konağı



Pek sevgili kardeşim Mr.U Kütahya'da askerlik yaptığı icin,annemler ve Mr.Bo ile Kütahya'ya gittik gecenlerde.(uzun suredir yazmadigimdan utandığım için geçenlerde diyerek geçiştiriyorum,idare edin)

Özetlemek gerekirse,ilk kez kışın buzz gibi soğuğunda gittigimizden sehri pek gorememistik çünkü çok soğuktu ve hava resmen pusluydu.Simdi hava açık oldugundan,iyice gezdik,dolandık ve Kütahya'nin gayet ilgi cekici ve güzel bir sehir oldugunu gördük.

Bahsetmek istedigim birkaç şey var.Buyurun,asagıda görelim :
  • Ne yesek ne yesek diye dolanirken,begumgum'un yeni yemekler kesfetme merakı bos durmadi ve internetten buldugumuz Germiyan Konağı'na gittik.
  • Sahibi bizim memleketten çıktı ve cok yardımcı oldu,saolsun.Eşi de megerse cok meshur bir el sanatları sanatçısıymıs!(sanatları sanatçısı saçma oldu ama neyse)Işte bu da Cemile Gül'ün web sitesi.Hepsi şahaneydi ama biz birsey almadan çıkmayı basarabildik,anneme ragmen! Birgün Kütahya'ya giderseniz mutlaka ugrayin bence,sırf el emegi kıyafetler icin bile deger.
  • Germiyan Konağında Kütahya'nin meşhur yemegi cimcik ve tirit yedik.Cimcik bildiginiz yogurtlu makarna aslinda ama makarna degil de mantının hamurunu kullaniyorlar.Tirit ise süper ama çok ağır,en azindan yazın!Tereyağlı yufkaların üstüne tavuk koyuyorlar ve üstüne de tavuk suyu,mmmm.Ama kışın daha iyi,eminim!
  • Bu arada konak sahibi bize bir dondurmacı önerdi ve Türkiye'nin en iyi dondurmacısı oldugunu söyledi.Denedik ve gercekten de bugüne kadar yediğimiz en en en güzel ve doğal dondurmayı yaptıklarına karar verdik.Ç ok başarılı,mutlaka denenmeli..Hatta keske simdi olsa da yesem :) İsim : Penguen pastanesi ve hemen vazonun karşısında.
  • Ertesi gün çok daha şahane bir konak kesfettik ama o kesinlikle baslıbasına bir yazı olmalı.

back to life...

Ben uzun süredir yazmıyordum,cok farkeden olmus,herkese tesekkurler.

Bu yazı artık herseyin normale döndüğünün belgesidir,umarım!

Begumgum yeniden blog hayatına geri dönüyor ve balkondan bildirmeye devam ediyor.

Yeni maceralarda görüşmek üzere...

14 Ağustos 2008 Perşembe

Ne yazsam bilmem ki...



Ufak bir üzüntü yaşadım,o yüzden de yazamadim kac gündür.Şimdi iyileşme donemindeyim...

Blog da ilginc bir sorumluluk getiriyormus insana,hosuma da gitti aslinda "begumgum sana nooldu?" diye mail atanlar;herkese kocaman tesekkurler,megerse ne tatlı arkadaşlarım olmuş.

Aslinda iyilesme döneminde de bissürü aktiviteye katıldı begumgum ama hicbirinde koca fotograf makinesini yaninda tasimadigi icin fotoğraf çekemedi.Bakınız aktiviteler ve yorumları aşağıda : 

  • Ortaköy'de kültür kenti istanbul etkinlikleri kapsamında caz konseri vardı.Etkinligin adı:Balık ekmek ve caz'di.Bir heyecan gittik ailecek,balık ekmek yerine yıllardır güvenerek yedigimiz arabacıdan köfte ekmek aldik birer tane.Sahilde uzun uzun bekledik konserin baslamasini.Çok güzel bir kalabalik vardi,her çeşit insan -yaşlı teyzeler,genç cazcılar,çocuğunu alıp gelmiş aileler.Konser başlayınca hayalkırıklığına uğradık çünkü konsere gelen "halk"ın caz sevmeyecegini düşünen sanatçılar,klasik caz yapacaklarına,güzelim türkülerimizi caz formatında yorumla-mış gibi yaparak bence seyirciyi fazla hafife aldılar.Daha önce türkülerin caz yorumunu dinlediğimiz icin en azından hakikaten mış gibi yaptiklarini anladik ve konser bitmeden ayrıldık.
not : Köfte ekmekler şahaneydi.Eğer Ortaköy'e yolunuz düşerse,sahil degil de içeri taraftaki camiye yakın Sehit nuri pamir sokakta süper köfte ekmek yapan bir arabacı var.Ben yıllardır köfteleri yapan teyzeyi bile tanıyorum,cok temizler.Tavsiye ederim.
  • Pazar akşamı da begumgum'u eglendirme etkinlikleri çerçevesinde Harbiye Acikhava'da MFÖ konserine gittik.Şa-ha-ney-di!Insaat çalışmaları yüzünden girisler degismis ama o kadar cok promosyon verdiler ki girerken,acaip keyif aldık.Ben bayılırım öyle ufak ufak eşantiyonlara,kullanmak icin olmasa da ambalajlarının şirinliğine.Düşünsenize,koskoca çamaşır yumuşatıcıyı ufacık yapmışlar,bayıldım.Bir turizm sirketinin verdigi posetten minnacık parfümler bile çıktı,çok komik......MFÖ 'yü yıllaaaar önce mini mini bir çocukken dinlemistim;Mersin'de limanda.Bu sefer bütün şarkılar bizde ezbere,bağıra çağıra,çok keyifli bir konser gecti.2 saatte en güzel şarkılarını söylediler ve ben kulaklarım mest bir sekilde mışıl mışıl uyudum o gece.Iyiki müzik var,çok önemli benim hayatımda.

  • Bugün de ders vermek icin Merter'e gittim.Pek sevgili piran padişahının bugün benim geçecegim her yoldan geçecegini nereden bilebilirdim?O geçti,ben baktım..Ben baktım,o geçti...Nasıl bir rezalet bu,aklım dimağım almadı!  


07 Ağustos 2008 Perşembe

Büyümek

Büyümek

Sadece 3 hece

Plansız programsız,hesaplayamadan,biranda...Hazırlanamadan...

Öyle geceyarısı veya sabahın erken saatleri de değil,belki de bir öğleden sonra saat 15:14'de

Büyümek,büyümeyi en istemediğin ama en çok "büyük" olman gereken zamanda

Karanlıkta,hiç durmadan gözünün önüne gelen o görüntü ve söylenenlerle...

Saat 15:14'de...

01 Ağustos 2008 Cuma

Yine bir begumgum ve dolmuş anısı


Eveeet,yine bir dolmuş anım oldu ama bu sefer Yeşilköy dolmuşu...

Bugün sabah kahvaltımı uzun tuttuğum ve dayanamayıp gazeteyi okumaya başladığım için evden geç çıkabildim.Elimde diil,kahvaltı denince dayanamiyorum...İngilizce ders vermek için saat 11'de Yesilkoy'de olmam gerekiyordu ve bundan once kirtasiyeye ugrayip verecegim odevlerin fotokopilerini cektirdim.Cebimdeki son bozukluklari da fotokopiye verdigimi farketmeden tabii ki.(tipik begumgum)

Sonra metro ve hop Taksim Yeşilköy dolmuşu.Pek güzel çünkü Bakirköy'e giderken beklediginiz gibi bir sıra yok.Hemen hareket etti,icerde 3 kisiyiz;ben - yanımda oturan benim yaslarimda bir kız ve de önde oturan bir adam.(hmmm bu adam kelimesi kaba oldu gibi,neyse...)

Kız benden once davrandi ve 50 ytl uzatti,ben cüzdanda nafile bir sekilde bozukluk aradim ve fakat bulamadim,ben de şoföre 50 ytl uzattim.Ve diger butun dolmus soforleri gibi gayet egzantrik olan dolmus soförümüz aynen şöyle dedi : "ablalar! ben bu 50'lerden sadece birinden ikinizin ücretini alabilirim,ona göre karar verin.." Neaaa???(begumgumun iç sesi)

Hemen panikledim tabii,hic hoslanmam böyle şeylerden,çok ayıp...Derhal 2 ytl'imi çıkardım (3,60 ytl ucret) ve gayet refleks bir hareketle "benim 2 ytl'm var dedim!" Bu ne demek yaa!Ne dedin begumgum sen?!(iç ses yine)

Evet,aynen boyle dedim.Sanki onlardan üstünü tamamlamalarini bekliyormusum gibi. :(

Ve beklenen son oldu tabii..Yanımdaki kız "ay bende de 2 lira var,hemen sizinkini tamamlayalim" dedi,ondeki adam "aa bende de var,sorun diil" dedi.Ve ben başkaları tarafından üstü tamamlanıp ödenen dolmuşla,Yeşilköy'e kadar , "cok tesekkur ederim" ,"ay size de cok tesekkur ederim,olmadi ama boyle" diyerek gittim.Hani neredeyse abartıp "kaldı mı Istanbul'da sizin gibi insanlar?" filan diyecektim ama allahtan rüzgarın etkisiyle ufaktan beynime kan gitti de sustum!

Dolmustan ilk ben indim.

Geride bıraktığım dolmusta kalan 2 kisinin "cık cık,parasını bize ödetti", "halbuki de efendi bir kıza benziyordu" cümlelerine benzer  kınama cümleleri kurduklarini  hayal ederek,gayet utanmış bir sekilde ders verecegim eve gittim.

Birgün başkası aynı duruma düşse de ben hemen atılıp ödesem ücretini diye bekliyorum.

Durum budur.